Müzik İçtiğimiz Şeyin Tadını Değiştirir mi?

Bir arkadaşınızla aynı masada olduğunuzu hayal edin.
Önünüzde aynı kokteyl var.
Aynı reçete, aynı bardak, aynı buz.
İlk yudumu alıyorsunuz ve sonra size tek bir soru soruyorum:
"Gerçekten aynı şeyi mi tadıyorsunuz?"
Çoğumuz bu soruya düşünmeden "evet" cevabını veririz. Sonuçta içtiğimiz şey aynıysa, aldığımız tat da aynı olmalıdır.
Mantıklı olan budur.
Ama doğru olan her zaman bu değildir.
Bu yazıyı hazırlarken, Charles Spence'in Gastrophysics adlı kitabını ve müzik ile tat algısı üzerine yapılmış çeşitli akademik çalışmaları inceledim. Açıkçası beni en çok şaşırtan şey, yıllardır barlarda gözlemlediğim bazı davranışların bilimsel karşılıklarını görmek oldu.
Çünkü bir barmen olarak aynı içkinin farklı ortamlarda farklı yorumlandığına defalarca şahit oldum. Bir misafir bir kokteyli "fazla sert" bulurken, başka bir gün aynı reçete "dengeli" olarak tanımlanabiliyordu. Eskiden bunun yalnızca ruh hâliyle ilgili olduğunu düşünürdüm.
Meğer mesele biraz daha karmaşıkmış.
Tat, sandığımız kadar basit bir duygu değil.
Hatta bilim insanlarına göre tat dediğimiz şey yalnızca dilimizde gerçekleşmiyor. Beynimiz bir yudumu değerlendirirken aynı anda onlarca farklı bilgiyi işliyor:
Gördüğümüz renkleri, duyduğumuz sesleri, kokuları, dokuları…
Beklentilerimizi.
Ve hatta o gün nasıl hissettiğimizi.
Kısacası biz yiyecek ve içecekleri yalnızca tatmıyoruz.
Onları deneyimliyoruz.
Bunu anlamak için laboratuvara gitmeye de gerek yok.
En sevdiğiniz kahveyi düşünün. Onu kalın porselen bir fincandan mı daha keyifle içersiniz, yoksa ince plastik bir bardaktan mı?
Çoğumuz ilk seçeneği tercih ederiz.
Oysa kahve aynıdır.
Değişen şey kahvenin kendisi değil, onu algılama biçimimizdir.
İşin ilginç kısmı müzikle başlıyor.
2011 yılında yapılan dikkat çekici bir çalışmada katılımcılara aynı şarap tattırıldı. Şarap değişmedi. Ancak her tadım sırasında farklı müzikler çalındı.
Sonuçlar şaşırtıcıydı.
Katılımcılar aynı şarabı bazen daha güçlü, bazen daha rafine, bazen daha ağır ve bazen daha canlı olarak tanımladı.
Kadehin içindeki sıvı aynıydı.
Değişen şey, kulaklarından giren bilgiydi.
Bu çalışmalar daha sonra "sonic seasoning", yani işitsel baharatlandırma olarak anılmaya başladı.
Kulağa biraz tuhaf geliyor olabilir ama düşününce çok da yabancı değil. Nasıl ki bir tutam tuz yemeğin karakterini değiştirebiliyorsa, bazı sesler de beynin tadı yorumlama biçimini etkileyebiliyor.
Araştırmalar, yüksek frekanslı seslerin tatlılık algısıyla; daha düşük ve tok frekansların ise acılık ve gövde hissiyle ilişkilendirilebildiğini gösteriyor.
Yani kulağımız bazen dilimizin işine karışıyor.
Belki de bu yüzden bazı içkiler belirli atmosferlere ait hissediliyor.
Bir Negroni düşünün.
Loş ışıklı bir caz barında yudumlandığında başka bir karakter kazanır.
Aynı Negroni, kalabalık bir festival alanında bambaşka bir his bırakır.
Çünkü insan zihni deneyimleri ayrı kutulara koymaz. Müziği bir yere, tadı başka bir yere, anıları ise üçüncü bir yere yerleştirmez.
Hepsini birleştirir.
Ve sonunda tek bir şey üretir:
Deneyim.
Biz buna bazen atmosfer deriz.
Bilim insanları ise çoklu duyusal algı.
İsimler değişebilir.
Ama anlatılan şey aynıdır.
Burada küçük bir deney önermek istiyorum.
Bu akşam sevdiğiniz bir kahveyi ya da çikolatayı alın.
İlk lokmayı sessizlikte deneyin.
Sonra sevdiğiniz sakin bir parçayı açın.
Birkaç dakika sonra aynı şeyi yüksek tempolu, enerjik bir müzik eşliğinde tekrar deneyin.
Belki büyük bir fark hissetmeyeceksiniz.
Belki de hissedeceksiniz.
Ama bir daha hiçbir şeyi yalnızca dilinizle tatmadığınızı fark edeceksiniz.
Peki sorunun cevabı ne?
Müzik, içtiğimiz şeyin tadını gerçekten değiştirir mi?
Eğer soruyu kimyasal açıdan soruyorsak cevap hayır.
Hoparlörden çıkan bir şarkı, bardağınızdaki kokteylin reçetesini değiştiremez.
Fakat soruyu insani bir noktadan soruyorsak cevap büyük ölçüde evettir.
Çünkü biz içecekleri yalnızca dilimizle tatmayız.
Kulaklarımızla, gözlerimizle, anılarımızla, beklentilerimizle ve içinde bulunduğumuz anla birlikte tadarız.
Belki de bu yüzden bazı içkileri yıllar sonra bile hatırlarız.
İçindekileri değil.
Kiminle içtiğimizi.
Nerede içtiğimizi.
Ve o sırada çalan şarkıyı.
Bu yazı hazırlanırken Charles Spence'in Gastrophysics kitabı başta olmak üzere müzik, tat algısı ve çoklu duyusal deneyim üzerine yayımlanmış çeşitli akademik çalışmalar incelenmiştir. Yazıda yer alan bazı gözlemler ise bir barmen olarak kişisel deneyimlerime dayanmaktadır.
Amacım, laboratuvar ile bar tezgâhı arasında kurulan görünmez köprüyü birlikte keşfetmekti.
Esenlikler dilerim.