İklim Krizi Neden Zihnimizi Bu Kadar Yoruyor?

İnsan zihni belirsizliği hiçbir zaman sevmedi. Bu yüzden savaşlar, salgınlar ya da ekonomik krizler yalnızca yaşam koşullarını değil, insanların ruh hâlini de değiştirdi. Çünkü ne olacağını bilememek, çoğu zaman kötü bir haber almaktan daha yorucudur.
İklim krizinin ruh sağlığı üzerindeki etkisi de tam burada başlıyor. Eskiden yazın ne kadar süreceğini, yağmurun aşağı yukarı ne zaman yağacağını ya da mevsimlerin nasıl ilerleyeceğini az çok bilirdik. Bugün ise bir gün bunaltıcı sıcaklar yaşarken ertesi gün dolu yağabiliyor. Her yaz "Acaba bu yıl da büyük yangınlar olacak mı?", "Su kıtlığı kapımıza dayanacak mı?" gibi sorular daha sık aklımızdan geçiyor.
Üstelik bu belirsizlik yalnızca yaşadığımız şehirle sınırlı değil. Telefonumuza düşen bir sel haberi, başka bir ülkedeki orman yangını görüntüleri ya da kuraklık nedeniyle boşalan barajlar, beynimize sürekli aynı mesajı veriyor: Dünya eskisi kadar öngörülebilir değil.
Psikolojide kontrol edemediğimiz ve sonunun ne zaman geleceğini bilmediğimiz durumların kaygıyı en fazla artıran etkenlerden biri olduğunu biliyoruz. İklim krizini diğer krizlerden ayıran da bu. Ne belirli bir başlangıcı var ne de "Şu tarihte bitecek." diyebileceğimiz bir sonu. Bu nedenle birçok kişi farkında bile olmadan sürekli düşük düzeyde bir gerginlik taşıyor; geleceğe dair plan yaparken daha fazla endişe duyuyor, çocuk sahibi olmayı, yaşayacağı şehri ya da günlük alışkanlıklarını bile yeniden düşünmeye başlıyor.
Belki de bu yüzden iklim krizini yalnızca çevreyle ilgili bir mesele olarak görmek eksik kalıyor. Aynı zamanda belirsizlikle yaşayan insan zihninin de bir hikâyesi bu. Ve psikolojinin bize söylediği önemli bir gerçek var: Kaygıyı tamamen ortadan kaldırmak mümkün olmayabilir. Ama onu anlamlandırmak, kontrol edebildiğimiz alanlara yöneltmek ve belirsizliğe rağmen yaşamı sürdürebilmek, ruh sağlığını koruyan en güçlü becerilerden biridir.
