Ana Sayfa
Ezgi Ediboğlu

Her Şeyi Çözmüş Olmamız Gerekmiyor Muydu?

Bir yerde bize otuzlu yaşların her şeyi çözmüş olmak demek olduğu anlatıldı. Ne istediğini bilen, kariyerini oturtmuş, ilişkilerini rayına koymuş, hayatının direksiyonuna sıkıca geçmiş insanlar olmamız gerekiyordu.

Fakat gerçek hayat pek öyle işlemiyor.

Otuzlu yaşlar çoğu zaman her şeyin netleştiği değil, insanın kendine daha çok soru sormaya başladığı bir dönem. Bir yandan geçmişe dönüp baktığında farklı seçimler yapsaydın hayatının nasıl olacağını düşünüyorsun, bir yandan da önündeki belirsizliklerle uğraşıyorsun.

Bu yaşlar biraz ne istediğini bulmaktan çok ne istemediğini anlamakla ilgili galiba. Eskiden sonsuz gibi görünen seçenekler birer birer elenirken, insanın önünde kalan şey bazen büyük bir özgürlükten çok büyük bir sorumluluk gibi hissediliyor. Çünkü seçmek, aynı zamanda bazı ihtimallere veda etmek demek.

Bir de o tanıdık iç ses var.

Yeni bir başlangıç düşünürken, yön değiştirmeyi hayal ederken ya da sadece farklı bir hayatın mümkün olup olmadığını sorgularken ortaya çıkan:

"Artık çok geç."

Oysa dönüp baktığımızda hayatımızdaki önemli kırılmaların çoğu planlı olmuyor. Bizi değiştiren şeyler genellikle uzun uzun hesapladıklarımız değil; cesaret edip attığımız küçük adımlar oluyor. Bazen yeni bir arkadaşlık, bazen beklenmedik bir karar, bazen de yıllardır tutunduğumuz bir şeyi bırakmak.

Bir de insan büyüdükçe bazı şeylerin sandığından daha karmaşık olduğunu fark ediyor.

Çocukken ve yirmili yaşların başında çoğu şey daha net görünüyordu. Doğru kararlar vardı, yanlış kararlar vardı. Zaman geçtikçe hayatın o kadar da siyah beyaz olmadığını anlıyorsun.

Bazen doğru kararın ne olduğunu bilmiyorsun. Bazen iki seçenek de iyi ya da iki seçenek de kötü geliyor. Ve çoğu zaman ilerlemek, emin olduğun için değil, belirsizliğe rağmen hareket etmeyi seçtiğin için mümkün oluyor.

Belki de zor olan şey belirsizliğin kendisi değil. Her şeyin şimdiye kadar netleşmiş olması gerektiğine inanmak.

Otuzlu yaşlar belki de kaybolmanın değil, eski haritaların artık işe yaramadığını fark etmenin yaşı. Ve bazen yeni bir yön bulabilmek için önce durup kendine dürüstçe bakmak gerekiyor.

Belki de otuzlu yaşlar yolunu tamamen bulduğun değil, kendi sesini daha net duymaya başladığın dönem. Her şeyi çözmüş olmak zorunda olmadığını, bazen yön değiştirmenin de ilerlemek sayıldığını öğrendiğin dönem.

Ve sanırım en rahatlatıcı kısmı şu:

Kimse tam olarak ne yaptığını bilmiyor.

Hepimiz biraz deniyor, biraz yanılıyor, biraz da yolda öğreniyoruz.

Küvet logoKuvetmag