Ana Sayfa
Mustafa Veysel Aksüt

Elektronik Müziğin Sessiz Şifresi: 5:46

Bir şarkının belirli bir saniyesi nasıl bir kültürel sembole dönüştü?

Innerbloom artık sadece bir şarkı değil. Belirli anların, hislerin ve duyguların kolektif hafızası.

RÜFÜS DU SOL tarafından 2015 yılında yayımlanan Innerbloom, "içsel çiçeklenme" ya da "içten dışa doğru açılma" anlamına geliyor. Bu kavram, insanın kendi içine dönmesini, duygusal olgunluğunu tamamlamasını ve kırılganlıklarını kabul ederek bir uyanış aşamasına geçmesini sembolize ediyor. Bir tohumun muazzam bir çiçeğe dönüşümü ve bunun ardındaki ağır duygu yükü...

Şarkının sözleri oldukça basit tekrarlar taşır. Ancak Budizm'deki mantra öğretisine benzer şekilde, yeniden doğuşu sıradanlığın içinde; hep geleceği düşünürken yaşanılan anların kıymetinin bilinmemesinde bulur. O günlerde değeri fark edilmeyen anlar, elinden kayıp gittiğinde seni derinden yakalar. İnsanın bağ kurma arzusu, sevginin peşindeki sabırlı bekleyişi ve koşulsuz teslimiyet arayışı... Kırıldığı her yerden yeniden ve inadına yeşerme arzusunu taşır.

Innerbloom'un müzikal yapısındaki dinginlik ve sabır, hızlı tüketim kalıplarına meydan okur; insanı sakinleşmeye ve kendini dinlemeye davet eder. Beş dakika boyunca gerilen yay serbest bırakılır ve vokalin zirveye ulaştığı anda 5:46, bir zaman kodunun çok ötesine geçer.

Binlerce insan o saniyede kim olduğunu, hangi yollardan geçtiğini, sevmeyi, sevilmeyi ve acılarını hatırlar. İsyankâr bir acıdan çok, "Tecrübelerimle ben oldum" diyebilip kendini affedebilir. Umut ilkesini yeniden ve daima hatırlar.

Innerbloom'un başarısı da burada yatar.

Rock müzikte insanlar bir şarkıyı sever. Elektronik müzikte insanlar bir anıyı sever.

İnsanlar aslında 5:46'yı değil; ayrılıklarını, dostuna sarıldığı o anı, festival kapanışlarını, gün doğumlarını, bir tohum gibi tecrübesizken koşulsuz bağlandığı ve kök saldığı o toprağı hatırlar.

Kültür endüstrisinin diliyle bakıldığında bu bir sembolik tüketim örneği gibi görülebilir. Ancak insanların satın aldığı ya da bedenlerine işlediği şey bir sayı değil; o sayının temsil ettiği duygulardır.

Çünkü 5:46'yı bilenler için bu yalnızca bir zaman damgası değildir. Bir kaybın, bir dostluğun, bir gün doğumunun ya da yeniden ayağa kalkmanın ortak hafızasıdır.

Belki de bu yüzden dünyanın farklı yerlerinde birbirini hiç tanımayan insanlar aynı dövmeyi taşır. Aynı şapkayı takar. Aynı saniyeyi bekler.

Aralarında hiçbir sözleşme yoktur. Hiçbir üyelik sistemi yoktur. Hatta çoğu zaman birbirlerini tanımazlar bile.

Ama aynı sessiz topluluğun parçasıdırlar.

Belki insanlar 5:46'yı seviyormuş gibi görünüyor.

Oysa gerçekte sevdikleri şey, o saniyede kim olduklarını hatırlıyor olmaları.

Bu yüzden bazı şarkılar dinlenir.

Bazıları ise insanların tenine kazınır.